TIBBİ HİZMETLERİMİZ

Ozon Tedavisi
UVBI Tedavisi
Ozol Tedavisi
Şelasyon Tedavisi
DMSO Tedavisi
Kanser Destek Tedavileri
Bağışıklık Tedavileri
Bitkisel Tedaviler
C Vitamini Tedavisi
Kilo Kontrolü
Laboratuvar Tetkikler
MEDİKAL ESTETİK
Saç Ekim Danışmanlığı
Hair Stamp ile Saç Yenileme
Dolgu ve Botoks Uygulamaları
PRP Uygulamaları
Lazer Epilasyon
Lipostar ile Bölgesel İncelme
Cacci quantum
Lenf Drenaj
Pasif jimnastik

İyonizasyon ile El-ayak detoksu
Derma Roller ile Cilt Yenileme
Kirpik ve Kaş Güçlendirme
Dövme Silme
Radyofrekans
Medikal Cilt Bakımı
Doktor Balıklar
Tıbbi Masaj ve Refleksoloji

OZONLU ÜRÜNLER

Yüz bakım jeli
Dudak bakım jeli
Kil maskesi
Saç bakım yağı
Cilt bakım yağı
Güneş yağı
Ayak bakım kremi
Yüz bakım kremi
Cilt bakım kremi
Traş kremi
Diş macunu
Yara bakım jeli
Ozonize saf zeytin yağı

AKCİĞER KANSERİNE GENEL BİR BAKIŞ

Akciğer kanseri, 20. yüzyılın başlarında nadir görülen bir hastalık iken, sigara içme alışkanlığındaki artışa paralel olarak sıklığı giderek artmış ve dünyada en sık görülen kanser türü haline gelmiştir. Tüm dünyada kanser olgularının %13'ünden ve kanser ölümlerinin %18'inden akciğer kanseri sorumludur.




Akciğer Kanseri Nedir?

Akciğerler karmaşık bir organdır. Göğüs boşluğu içinde yer alırlar, iki parçadır, sağdaki akciğer 3 adet, soldaki akciğer ise 2 adet lob adı verilen birbirlerinden zarla ayrılmış bölümlere sahiptir. Tüm akciğerlerin üzeri plevra adı verilen bir zarla örtülüdür. Ayrıca benzer bir zar göğüs duvarının iç yüzünü sarar. Karın boşluğundan diyafram ile ayrılırlar.

Birçoğumuz akciğerlerin sadece soluk almamıza yaradığını düşünürüz. Aslında bunun dışında önemli başka görevleri de vardır.

Akciğerler:

•birçok mikrobu durdurarak ilerlemelerini engeller,
•vücudun su dengesini sağlar,
•birçok hormon salgılar.
Akciğerin içini döşeyen hücreler ile yanağımızın içini döşeyen hücreler oldukça benzerlerdir. Yalnız akciğerlerdeki hücrelerin yapıları çok daha karmaşıktır. Akciğerleri üç farklı bölgeye ayırabiliriz.




1. Yassı hücreli bölüm; ana nefes borusu (Trakea) ve büyük hava yollarını (Bronş) döşeyen hücreler düz ve yassı hücrelerdir, bunlar solukla alınan maddelere karşı koruyucu katmanı oluştururlar.

2. Salgı yapan bölüm: daha merkezidir. Sulu salgı yapan hücrelerle döşenmiştir. Akciğerlere giren maddeler bu salgılara yapışarak balgamı oluştururlar. Bu hücrelerin üzerinde tüy şeklinde uzantılar bulunur. Bu tüyler oluşan balgamın yukarı ağza doğru ilerlemesini sağlarlar.

3. Solunum bölümü: daha ilerde bulunan bölümdür, milyonlarca hava keseciklerinden (alveoller) oluşur. Bu bölümde oksijen ve karbondioksit yer değiştirirler. Ayrıca buharlaşma yoluyla vücudun su dengesi sağlanır.

Akciğerlerin bu üç bölümü sigara dumanındaki zehirli maddeler tarafından farklı şekilde zarar görürler. Daha nadiren sigara dışı etkenler de buralara zarar verirler. Sigaranın hava yolundaki ilk etkisi tüylü hücreler üzerinedir. Sonrasında küçük hava yollarında iltihap gelişir (bronşit) ve hava kesecikleri tahrip olarak bir araya gelirler (amfizem). Sağlıklı akciğerlerde oluşan bu etkiler sıkı şekilde kontrol edilebilirken, sigaranın verdiği zarar devam edecek olursa bu kontrol ortadan kalkar.

AKCİĞER KANSERİ NEDEN OLUR?

Akciğeri döşeyen hücrelerden biri kanserleştiğinde, vücut bu hücrenin çoğalmasını önleyemez. Normal hücrelerin kanserleşmesi bir dizi mutasyon (genetik şifrenin bozulması) sonucu olur. Şekilden de anlaşılacağı gibi hücrenin mutasyonlar sonrası kanserleşmesi için belli bir süreçten geçmesi gerekir. Önce iç yüzeyi döşeyen hücreler (epitelyum hücreleri) normal olmayan bir şekilde çoğalmaya başlarlar (hiperplazi) daha sonra bu hücreler normalin dışında büyüme özellikleri (displazi) gösterirler ve sonuçta kanserleşirler.

Bu kanserleşme olduktan sonra bile, hücrelerin normal özelliklerinde değişme, şifrelerinde bozulma (mutasyon) devam eder. Bu mutasyonlardan iki tanesi önemlidir.

BİRİNCİ MUTASYON

Bu mutasyonla kanser hücresi, köken aldığı yerin dışına çıkıp, vücudun diğer kısımlarına yayılma (metastaz) özelliği kazanır. Akciğerden köken alan kanser hücreleri, bu mutasyondan sonra genellikle kemik, beyin, karaciğer, böbreküstü bezi ve lenf bezlerine yayılırlar. Kanser akciğerden farklı organa yayıldığında hastalar yanlışlıkla oranın kanseri olduğunu düşünürler, ama bu tamamen farklı bir durumdur. Örneğin; beyin kanseri ile beyine metastaz yapmış akciğer kanseri farklı hastalıklardır ve tedavileri de farklı şekilde olur, bunların karıştırılmaması gerekir.

İKİNCİ MUTASYON

Bu mutasyonla kanser hücresi tedaviye dirençli hale gelir. Bunun nedeni, ilaçların zarar verdiği kanser hücrelerinin, normal hücrelere oranla çok daha hızlı tamir olabilme özelliğine sahip olmalarıdır. Verilen ilaçlar, hem kanser hücrelerini hem de normal hücreleri etkilediğinden, kanser hücrelerinin bu özelliğini bozacak dozda ilaç verilmesi, normal hücreleri daha fazla etkileyeceğinden mümkün değildir. Bu duruma 'İlaca direnç (rezistans) gelişmesi' adı verilir.

SİGARA VE AKCİĞER KANSERİ

Akciğer kanserlerinin büyük kısmından sigaranın sorumlu olduğu konusunda hiç kimsenin kuşkusu yoktur. Akciğer kanseri gelişiminden % 94 oranında sigara sorumludur, sigara içenlerde akciğer kanseri riski içmeyenlerden 24-36 kat daha fazladır. Pasif sigara içiminde risk % 3,5'tur. Sigaraya başlama yaşı, sigara içme süresi, içilen sigara sayısı ile tütün ve sigara tipi (filtreli, filtresiz, puro, düşük tar ve nikotin içeriği vb.) akciğer kanseri gelişme riskini etkiler. Yalnız sigara içenlerin bir kısmı sigara-akciğer kanseri ilişkisini ret etmektedirler. Hatta 'Mehmet amca sigara tiryakisi idi, öldüğünde 80 yaşındaydı' gibi savunmalar da yaparlar. Sigara akciğer kanseri ilişkisinde, ağır tiryakilerin (yani günde 1 paket 20 yıl ya da günde 2 paket 10 yıl ya da daha fazla sigara içenlerin) akciğer kanseri olma ihtimali %10-15 civarındadır. Yani bu, yüz kişiden 80-85 tanesi akciğer kanseri olmayacak demektir. Ama yine de onların sigara ile ilgili başka hastalıklara yakalanmayacakları anlamına gelmemektedir. Kanser olmayanlar, kronik obstrüktif akciğer hastalıkları (KOAH), amfizem, damar hastalıkları ve kalp hastalıklarından birine yakalanarak, vaktinden önce aramızdan ayrılacaklardır. Burada da rol oynayan faktörler ailemizden bize aktarılan genlerdir (İrsiyet). Ailesinde kanserli yakını olanlarda akciğer kanseri gelişme riski daha da artmaktadır. Kanserli hastaların birinci derece yakınlarında akciğer kanseri riski 2,4 kat daha yüksek bulunmuştur.
Sigarayı bıraktıkları halde akciğer kanserine yakalananlar olmaktadır. Bunun da nedeni, bırakmadan önce kanserleşme sürecinin başlamış olması ve bu sürecin 10 yıl kadar sürebileceğidir. Yine de, sigara bırakıldıktan 10 yıl sonra akciğer kanseri riski %50 azalmaktadır.
Asbestos (Beyaz toprak) liflerden oluşmuş doğal olarak bulunan bir maddedir. İnsan yapımı asbestos da mevcuttur, bazı sanayi dallarında dikkatli olarak kullanılmaktadır. Ülkemizde Orta ve Güneydoğu Anadolu'da doğal olarak bulunur ve burada yaşayan yerli halk tarafından değişik amaçlarla kullanılmaktadır. Özellikle akciğer zarı ve akciğer kanseri gelişiminde rol oynamaktadır. Akciğer kanseri gelişiminde etkili olduğu belirtilen yaş, ırk, cinsiyet, meslek, hava kirliliği, radyasyon, geçirilmiş akciğer hastalığı sekeli, diyet, viral infeksiyonlar, genetik ve immünolojik faktörlerin tümü % 6 oranında etkilidir.


AKCİĞER KANSERİNİN DÖRT FARKLI TİPİ

Genelde dört farklı tip tanımlanmış olmakla beraber, biri dışında tedavileri ve davranışları benzerlik gösterir.

Küçük hücreli akciğer kanseri; akciğerlerdeki hormonal hücrelerden köken alırlar, hemen her zaman sigara içenlerde izlenir. Çok hızla büyüyen tümörlerdir. Küçük hücreli olmayan akciğer kanserleri, diğer üçünden oluşur;


Yassı hücreli akciğer kanseri; büyük havayollarından köken alırlar ve çoğunlukla sigara içenlerde görülürler. Kanlı balgam çıkarma ile doktora başvururlar.




Adenokanserler; daha çok sigara içmeyenlerde izlenirler. Çoğunlukla akciğerlerin dış kısımlarında yer alırlar, göğüs duvarına kolayca yayılabilirler, bu durumda akciğer zarları arasında sıvı birikmesine neden olurlar. Hızla diğer organlara sıçrarlar. Bronkoalveoler kanserler, adenokanserlerin bir grubunu oluştururlar ve hava keseciklerinin içini döşeyen hücrelerden köken alırlar.



Büyük hücreli akciğer kanseri; bu ikisi de salgı yapan bölümden köken alırlar. Nadir izlenirler, hızla büyüyüp, erken dönemde diğer organlara yayılırlar. Çoğunlukla 2-3 cm. üzerindedirler.
Bu kanserlerin her biri köken aldıkları bölümün de özelliklerini taşıdığından, kısmen farklılıklar gösterebilirler. Bu nedenle küçük hücreli ve küçük hücreli olmayan kanserler olarak iki temel grupta incelemek yanlış olmaz. Tüm akciğer kanserlerinin yaklaşık %80'ini küçük hücreli olmayanlar oluşturur. Tedaviyi planlama ve hastalığın seyri açısından doğru hücre tanısı konulması önemlidir.


AKCİĞER KANSERİNİN BELİRTİLERİ NELERDİR?

Akciğer kanserli olguların % 90'ından fazlasında tanı konulduğunda, tümörün bölgesel, metastatik veya sistemik belirtileri izlenebilir.

Tümörün doğrudan büyümesine bağlı yakınma ve belirtiler
Öksürük, özellikle büyük hava yollarına yerleşen tümörlerde rastladığımız bir belirtidir. Yeni ortaya çıkmış olabileceği gibi, kronik bronşit-amfizem nedeniyle daha önceden de var olabilir, bu olgularda öksürüğün şiddetinin artması, tedaviye yanıt vermemesi veya kanlı balgam ile birlikte olması akciğer kanserinin işareti olabilir. Hastayı hekime yönlendiren en dikkat çekici belirtilerden biri olan kanlı balgam, göğüs radyografisi normal olan bir olguda tek ipucu olabilir. Hava yolunda yer alan tümörün akciğeri söndürmesi, kitlenin büyüyerek yer kaplaması veya büyük hava yollarına, ana damarlara ya da kalbe bası yapması, akciğer ile göğüs duvarı arasında sıvı toplanması (plevral sıvı), nefes darlığına nedenolabilir ya da var olan nefes darlığını arttırabilir. Hava yollarına bası veya tıkanıklık sonucunda nefes almada zorluk ve hırıltılı solunum gelişebilir, tekrarlayan veya düzelmesi uzamış zatürreeler meydana gelebilir. Zatürree döneminde tabloya ateş eklenebilir.


Akciğer kanserinin göğüs boşluğu içinde yayılımına bağlı yakınma ve belirtiler
Akciğer kanserinin göğüs boşluğu içinde yayılımı, doğrudan büyüme ya da akkan yoluyla; sinirleri, organları, karın ve göğüs boşluğunu ayıran zarı (diyaframa) ve göğüs duvarını tutması şeklinde olur. Tuttuğu yere göre yakınma ve belirtiler verir. Göğüs duvarı tutulumunda, genellikle künt, gelip geçici, sızlayıcı tarzda, dakikalardan saatlere kadar sürebilen, tümör ile aynı tarafta ya da orta hatta sınırlı ağrı ortaya çıkar.
Süperior sulkus tümörü veya Pancoast tümörü denilen akciğer kanserinin özel bir türü, akciğerlerin en üst kısmına yerleşip, burada kolun hareketi ve hislerini kontrol eden sinirleri tutabilir. Omuz ağrısı, sinirin koldaki dağılımı boyunca ağrı ve kas zafiyetine neden olur. Bu tür hastalar, bu ağrıları nedeniyle fizik tedavi ve ortopedi bölümlerinde zaman kaybedebilirler. Tek taraflı göz küresinin çukura kaçması, göz kapağında düşme, göz bebeğinde küçülme ve aynı taraf yüzde kuruma ile seyreden 'Horner sendromu' olarak bilinen bir hastalıkta bu özel tümörlerde izlenebilir.

Her iki akciğerin arasında bulunan boşluğa 'mediasten' denir, burada kalp, büyük damarlar, sinirler ve yemek borusu bulunur. Kanser bu mesafeye ulaşır ve ses sinirini tutarsa ses kısıklığı yapabilir. Diyaframa siniri tutulursa, diyaframa yükselerek akciğerin yeterince havayla dolmasını engelleyebilir, bu durum nefes darlığı oluşumuna katkıda bulunabilir. Mediastende bulunan bezeler (akkan bezleri) tutulursa, kalp ve akciğer zarlarında sıvı birikmeye başlar.
Akciğer zarında sıvı birikimi, göğüs ağrısı ve nefes darlığı yakınmalarına neden olabilir. Oluş mekanizması ne olursa olsun, akciğer zarında sıvı birikimi kötü seyre işarettir.
Akciğer kanserlerinde kalp tutulumu nedeniyle ani başlangıçlı düzensiz kalp atımları, kalp yetmezliği, kalp zarında sıvı birikimi ortaya çıkabilir.
Mediastenin arkasındaki büyümüş bezelerin yemek borusuna baskı yapması ya da kanserin tutması sonucu yutma güçlüğü görülebilir.
Vena kava superior; gövdenin üst kısmına ve başa ait kirli kanı toplayan en büyük toplardamardır. Bu damar tümör tarafından tutulur ya da sıkıştırılırsa yüz, boyun ve göz kapaklarında şişme (ödem), kollar ve göğüsün üst bölümleri, omuz ve boyunda genişlemiş toplardamarlar izlenebilir. Bu bulgulara baş ağrısı, baş dönmesi, uyuşukluk, bulanık görme, göğüs ağrısı, nefes darlığı, öksürük ya da yutma güçlüğü eşlik edebilir.

AKCİĞER KANSERİNİN GÖĞÜS DIŞINA YAYILIMINA (METASTAZ) BAĞLI YAKINMA VE BELİRTİLER

Akciğer kanserleri, erken dönemde metastaz yapmaya meyillidirler. Bazen hasta da akciğer ile ilgili yakınma yokken metastaza ait belirtiler olabilir. Olguların çoğunda hasta hekime başvurduğu sırada, elimizdeki evreleme yöntemleri ile saptanamasa bile göğüs dışına yayılım vardır. Eğer hastada beyine yayılım söz konusu ise, baş ağrısı ve bulanık görme izlenebilir. İlerlerse şuur bulanıklığı ve sara nöbetlerine rastlanabilir. Her baş ağrısı ve görme bozukluğu kanserin beyine sıçradığı anlamına gelmez. Eğer kanser kemikleri tutarsa, kemik ağrıları ortaya çıkabilir, kemikte olan zedelenme ilerlerse, özellikle üstüne fazla yük binen kemiklerde (kol ve bacak kemikleri gibi) kırılmalar olabilir. Şayet kanser omurgaya sıçrarsa hastalarda sırt ağrısı ortaya çıkar, kanser buradan omuriliğe geçerse, bu sefer felç, idrar ya da büyük abdesti kaçırma gibi belirtiler ilave olabilir. İlerlemiş hastalıkta en sık rastlanan belirtiler, halsizlik ve kilo kaybıdır.

AKCİĞER KANSERİNE AİT AKCİĞER DIŞI BULGULAR

Bunlardan biri el ve ayak parmaklarında çomaklaşma olmasıdır. Bu çomaklaşmalar başka hastalıklarda ya da ailesel olarak ta ortaya çıkabilirler. Bazen başka hastalıkları taklit edebilen hormon ve elektrolit bozuklukları gözlenebilir. Örneğin erkek hastada memeler büyümeye (jinekomasti) başlayabilir ya da değişik organlarda ya da damarlarda pıhtılaşmalar gelişebilir.


AKCİĞER KANSERİ TANISI NASIL KONUR?

Akciğer kanseri ortaya çıktıktan sonra, öncelikle akkan bezelerine yayılır, eşzamanlı olarak ya da sonrasında uzak organlara metastaz yapar. Bu yüzden akciğer kanseri ile karşılaştığımızda, göğüs içinde sınırlı kaldığında ya da göğüs dışına çıktığında tuttuğu organlara göre ne türlü belirtiler vereceğini düşünmeliyiz.

Hekim fizik muayenede ya da tanısal testlerde kanseri belirlediğinde, çapı en az 1cm civarındadır. Çünkü bundan küçük boyutlu olduğunda normal bir bulgu mu değil mi karar vermek mümkün değildir. Bir cm boyutunda bir kanser kütlesinde, en az bir milyar kanser hücresi mevcuttur. Kanser kütlesinin 0,5 cm den 1 cm ye çıkması yaklaşık 3-5 ay sürer. Eğer bu noktadan geri gidecek olursak, 3-5 ay öncesinde yarım milyar, ondan 3-5 ay öncesinde de çeyrek milyar kanser hücresinin var olduğunu söyleyebiliriz. Bu şekilde geriye doğru devam edildiğinde, ilk kanser hücresinin 10 yıl önce ortaya çıkmış olduğu sonucuna ulaşırız. Benzer şekilde kanser hücresi ilk oluştuğu yerden ayrılmayı öğrendiği an, göğüs dışındaki bir alana gider ve buraya yerleşerek, aynen akciğerde olduğu gibi kontrolsüz büyümeye başlar. Bu yüzden, ilk geliştiği alan olan akciğerdeki kanserin büyüklüğü, metastaz yaptığı alanlardaki kanser kütlesinden daima büyük olacaktır. Metastaz yaptığı alanlardaki kanseri keşfedebilmemiz ya da görebilmemiz için, yine aynı kural geçerlidir; yani kanserin boyutu 1 cm den büyük olmalıdır. Daha önce de belirttiğim gibi, kanserin bu boyutlara ulaşabilmesi için uzun yıllar gereklidir. Bu yüzden kanserin yaygınlığını (evreleme) araştırmak için geçen bir iki haftalık süre hastalığın seyrini değiştirmez. Hastalık tanısı konduktan hemen sonra bile metastazı keşfetmiş olmamız, onun uzun zamandır orada bulunduğu ama yeni görünebilir hale geldiği gerçeğini değiştirmez.

Fizik İnceleme

Muayene ve tanısal incelemeler ile kanserin göğüs içinde sınırlı mı kaldığı yoksa yayıldığı mı konusunda fikir edinilir. Hekiminiz, akciğerlerinizi stetoskop ile dinleyerek, zatürree veya akciğerin sönmüş olduğu gibi durumları belirleyebilir. Yine akciğer zarında ya da kalp zarında sıvı toplanıp toplanmadığı anlaşılabilir. Hekiminiz ayrıca, boyundaki toplardamarların genişleyip genişlemediğini, köprücük kemiğinin hemen üzerinde beze (supraklavikular lenf bezi) olup olmadığını da kontrol edecektir. Eğer burada tutulum varsa bu hastalığın normal geliştiği yerin dışına taştığı anlamına gelecektir. Hekiminiz, bundan sonra kanserin daha da uzaklara sıçrayıp sıçramadığını araştıracaktır. Beyine gelip gelmediğini kontrol etmek için belki de bir cihazla (oftalmoskop) göz dibinize bakacaktır. Eğer karaciğerinize ulaştı ise, karın muayenesinde sağ üst kısımda karaciğerin büyüdüğünü tespit edecektir.

Tanısal İncelemeler

Hastanın öyküsü, fizik muayene ve akciğer radyografilerinin tamamı, bundan sonra hangi incelemelerin yapılması gerektiği konusunda, hekiminize yardımcı olacaktır. Eğer hekim hastalığın sadece göğüs içerisinde sınırlı kaldığına inanıyorsa, hastanın ameliyat şansını araştıracaktır. Aksine hastalığın yaygın olduğunu düşünüyorsa, buna yönelik testlerle hızla cerrahi dışı bir tedavinin uygulanmasını sağlayacaktır. Bunlarla birlikte akciğer kanserinin yol açabileceği zatürree ya da omurilik basısı gibi sorunları zamanında tespit ederek, size zarar vermeden önlemlerini alacaktır.

Düz akciğer radyografileri: öncelikle istenen radyografilerdir. Burada tümör izlenebilir, eğer boyutları küçük ise bazen kalp ya da kaburga görüntülerinin arkasına gizlenebilir.

Bilgisayarlı toraks tomografisi (BT-CT):
Akciğer radyografilerinden sonra sizden bilgisayarlı toraks (göğüs) tomografisi istenir. Bu tetkik ile tümörün çevre yapılarla ilişkisi ve akkan bezelerini tutup tutmadığı incelenir. Bu inceleme esnasında karaciğer ve böbreküstü bezlerinin tutulup tutulmadığı da gözlenir. Çok daha küçük urlar görüntülenebilir ve göğüs boşluğundaki tümör yayılımı hakkında bilgi verir. Damardan özel bir boya verilerek damarsal yapılar görüntülenebilir. Bu uygulama sırasında sıcak basması, soluk alıp vermede sıkıntı, baş dönmesi gibi belirtiler çıkabilir, mutlaka damardan boyayı veren kişiye bu belirtiler söylenmelidir.


Manyetik rezonans (MR):
Bazı özel durumlarda tümörün tutulumu konusunda şüpheye düşüldüğünde istenen bir yöntemdir. Damardan özel bir ilaç kullanılabilir.

Pozitron emisyon tomografisi (PET):
Tümörün vücuttaki yayılımını göstermek için istenebilir. Bu incelemede hastaya önceden şekerli özel bir ilaç damar yolundan verilir. Tümör hücreleri enerji için şeker kullanırlar ve bu şekerli ilacı tutarlar. Bu durumda tümör radyografik olarak görünür hale gelir. Bazen iyi hücreli ve kötü hücreli tümörlerin ayrımında da kullanılabilir. Bronkoskopi: Burun ya da ağızdan serçe parmak kalınlığında lastik özelliğinde bir borunun hava yolları boyunca ilerletilmesi şeklinde uygulanan bir yöntemdir.

Biyopsi:
Kanser tanısının teyit edilmesi için mutlaka yapılması gereken bir işlemdir. Kanserli yerden değişik yöntemlerle örnek alınır. Bu örnekler bir patolog tarafından boyandıktan sonra mikroskop altında incelenir ve anormal hücrelerin tanınmasıyla kanser tanısı konulur.

Balgam sitolojisi:
Hastanın sabah balgamı toplanarak, boyandıktan sonra içerdiği hücreler mikroskop altında incelenir. Genellikle 3 gün üst üste balgam toplanır.


Torasentez (plevra ponksiyonu):
Akciğer ile akciğer dış zarı arasında sıvı toplanabilir. Bu durumda kaburga aralıklarından bir iğne ile girilip burası uyuşturulduktan sonra, sıvı çekilerek kanser hücresi açısından inceleme istenebilir.

Torakoskopi:
Genel anestezi altında, akciğer ile göğüs duvarının iç yüzü arasında kalan alanın hekim tarafından incelenmesi ve örnek alınması şeklinde bir yöntemdir.


Mediastinoskopi:
Kalp ile akciğerler arasında kalan boşluğun, genel anestezi verilerek özel bir cihazla incelenmesi yöntemidir. Göğüs cerrahları tarafından uygulanır, buralarda tümör tarafından tutulmuş olan bezelerden örnek alınmasını sağlar.

Tüm bu adı geçen uygulamalardan sonra, hastalığın cerrahiyle mi yoksa cerrahi dışı diğer tedavi yöntemleriyle mi tedavi edilmesi gerektiğine karar verilir. Bazen tümör cerrahiye uygun olsa da hastanın kalp sorunları ya da solunum yetmezliği gelişebileceği gerekçeleriyle cerrahiden vazgeçilebilir.

HASTALIĞIN YAYGINLIĞININ ARAŞTIRILMASI-EVRELEME

Akciğer kanserinin tedavisi hastalığın yaygınlığına bağlı olarak değişeceğinden, tanı konduktan hemen sonra hastalığın yaygınlığı araştırılmalı yani "EVRELEMESİ" yapılmalıdır. Bu araştırma sırasında hastanın öyküsü, kan testleri, görüntüleme yöntemleri ve bronkoskopi gibi yapılan bir takım uygulamalardan yararlanılır. Bunların dışında küçük hücreli akciğer kanserinde bazen kemik iliği biyopsisi gerekebilir.

Küçük hücreli olmayan akciğer kanserleri evre I, II, III veya IV şeklinde numaralandırılır.

Gizli kanser; gizli evre de denir. Tümörün kendisi radyografilerde (bilgisayarlı tomografi gibi) görülemeyecek kadar küçük olmasına rağmen, balgam incelemelerinde ya da bronkoskopi ile yıkamada kanser hücreleri tespit edilir.

Evre 0;
kanser hücreleri sadece akciğerleri döşeyen tabaka içerisinde sınırlı kalmış, bunun ötesine geçmemiştir.

Evre I;
en erken evresidir, esas olarak tümör akciğerle sınırlı küçük bir tümördür ve lenf bezlerine sıçramamıştır. Bu evre tümörün boyutuna göre I-A ve I-B diye alt gruplara ayrılır.

Evre II;
kanser boyutu biraz daha büyüktür ya da hemen yanı başındaki lenf bezlerini tutmuştur. Tümör göğüs duvarına, akciğerin iç zarına ya da kalbin dış zarına yayılmış olabilir. Bu evre tümörün boyutuna göre II-A ve II-B diye alt gruplara ayrılır.


Evre III;
kanser her iki akciğerin arasında kalan bölümdeki (mediasten) lenf bezlerine yayılmıştır. Bazen tümörün geliştiği tarafın aksi tarafında bulunan lenf bezleri de tutulabilir. Burada bulunan kan damarları da tutulmuş olabilir. Yine kanser boynun alt kısmına kadar ilerlemiş ya da akciğer zarı ile göğüs duvarı arasında sıvı birikmiş ise, bu evreye dâhil edilir. Bu evre lenf bezi yayılımının derecesine göre III-A ve III-B diye alt gruplara ayrılır. •eğer kanser kendisi ile aynı tarafta olan mediasten lenf bezlerini tutmuş ise, evre III-A.
•karşı taraftaki lenf bezlerini tutmuş ya da akciğer zarı ile göğüs duvarı arasında sıvı toplanmasına neden olmuş ise evre III-B.
Evre IV;
kanserin diğer organlara, özellikle beyin, kemik, karşı akciğer, böbreküstü bezleri veya karaciğere sıçradığı anlamına gelir. Erken evredeki tümörleri yakalamak zor olduğundan genellikle tanı konduğunda hastaların büyük bir kısmı evre III ya da IV denir.

Küçük hücreli akciğer kanserlerinde sınırlı ve yaygın hastalık şeklinde evreleme yapılır.
Sınırlı hastalık;kanser sadece aynı taraf akciğer ve lenf bezleri tutulumu ile sınırlıdır.
Yaygın hastalık; kanser, tek bir akciğerin dışına taşmıştır.

TEDAVİ SEÇENEKLERİNİZ NELERDİR?

Birden fazla tedavi seçeneği mevcuttur

Sizin için hangi tedavinin en uygun olduğu birçok etkene bağlıdır. Bu nedenle tedavinizde aşağıdaki yöntemlerden bir ya da bir kaçı uygulanabilir:

Cerrahi tümör tamamıyla kesilip çıkartılmaya çalışılır. Bu ancak tümör yeterince küçük ve vücudun başka yerlerine sıçramamışsa mümkün olur. Cerrahi uygulanabilmesi için hastanın genel durumunun yeterli olması gerekir.
Tedavi planı içerisinde ilk basamakta cerrahi tedavi seçeneği olmalıdır.

Radyoterapi yüksek enerjili x-ışınları (röntgen ışınları) kullanılarak tümör yakılmaya çalışılır. Radyoterapi ayrıca cerrahiyle çıkartılamayarak geride kalan tümör hücrelerini de yakma da kullanılabilir. Kanser hücreleri dışında normal hücrelere de zarar verebilir.

Kemoterapi hızla çoğalan tümör hücrelerini öldürmek için ilaçların kullanılmasıdır. Sağlıklı hücrelerde bu ilaçlardan zarar görebilirler. Bazı ilaç tedavileri, kanser hücrelerinin çoğalmasını yavaşlatarak, yok olmalarına neden olurlar.

Hedefe yönelik tedaviler kanser hücreleri içerisinde meydana gelen aktiviteleri etkilemeye yönelik ilaçlar uygulanır. Tümör büyümesini engellerler ve kanser hücrelerini öldürürler.

KÜÇÜK HÜCRELİ OLMAYAN AKCİĞER KANSERİNİN TEDAVİSİ

Evre 0: çok nadirdirler. Sadece havayollarını döşeyen hücre ile sınırlıdırlar, etraf yapılar temizdir. Cerrahi tedavi yeterlidir. Kemoterapi ya da radyoterapi (ışın tedavisi) uygulanmaz. Hastalığın daha fazla ilerlememesi için dikkat edeceklerinizi doktorunuzla konuşmanız gerekir. Cerrahi olarak yapılacaklarsegmentektomi ( sadece ilgili bölümün cerrahi olarak çıkarılması) veya sınırlı rezeksiyondur ( wedge rezeksiyon - minik kama tarzında tümörlü dokunun çıkarılması). Bazı bölgelerdeki (ana nefes borusunun sağ ve sola ayrıldığı bölge gibi) kanserlerin cerrahi olarak tamamen çıkarılmaları mümkün olmayabilir, bu durumlarda bir taraf akciğer (pnömonektomi) cerrahi olarak çıkarılabilir.

Endoskopik fotodinamik tedavi kanser hücrelerini ışığa hassas hale getirerek lazer ile öldürülmesine imkân verir, evre 0 hastalarda cerrahiye alternatif olarak kullanılabilir.

EVRE I KÜÇÜK HÜCRELİ OLMAYAN AKCİĞER KANSERİNİN TEDAVİSİ

Çoğunlukla cerrahi ile tedavi edilir, evre IA'da %65-%80, evre IB'de %50 oranında şifa sağlar. Kanseri çıkartmak için segmentektomi veya sınırlı rezeksiyon (wedge-sleeve rezeksiyon) veya akciğerin bir lobunun çıkarıldığı, lobektomi uygulanabilir. Birçok cerrah en iyi seçimin lobektomi olduğuna inanır, ama bu karar hastadan hastaya değişebilir. Örneğin solunum fonksiyonları sınırlı olan hastalarda daha sınırlı rezeksiyonlar yapılır. Başka nedenlerle cerrahiye verilemeyen hastalarda ışın tedavisi ile birlikte kemoterapi uygulanır. Yeni çalışmalarla evre I-B hastalara cerrahi sonrası kemoterapi verilmesinin yalnız cerrahiye göre sağ kalımı uzattığı gösterilmiştir.

EVRE II KÜÇÜK HÜCRELİ OLMAYAN AKCİĞER KANSERİNİN TEDAVİSİ

Evre II: Evre II akciğer kanserleri de lobektomi, wedge rezeksiyon, veya segmentektomi ile çıkarılabilirler. Bazen daha büyük boyutlu cerrahi (pnömonektomi) gerekebilir. Şifa şansı %30-40 civarındadır. Bir çok çalışmada cerrahiye kemoterapi ve ışın tedavisinin eklenmesinin yararı olabileceği gösterilmekle birlikte, tedavi şekli konusunda kesin bir birlik söz konusu değildir. Cerrahi sonrası geride kalmış olabilecek, özellikle cerrahi sınırlarda kanser hücreleri mikroskopik olarak kalmış olabilirler, kanser hücrelerini öldürmek için ışın tedavisi uygulanabilir. Eğer başka nedenlerle cerrahi uygulanamaz ise ışın tedavisi verilir. Cerrahi sonrası kemoterapi verilmesinin az da olsa avantaj sağladığı göterilmiştir, bu şekilde 5 yıl yaşayan hasta sayısı yaklaşık %4 artmaktadır. Cerrahi sonrası, cerrahi rezeksiyon sınırları temiz ise ışın tedavisi uygulaması konusunda görüş birliği yoktur, böyle bir öneri gelirse ikinci bir hekim görüşü almada yarar vardır. Göğüs duvarı tutulumu varsa bazı hekimler cerrahi sonrası ışın tedavisi önermektedirler ama katkısı kesin olarak gösterilmemiştir.

EVRE III KÜÇÜK HÜCRELİ OLMAYAN AKCİĞER KANSERİNİN TEDAVİSİ

En fazla tartışmalı tedavilerin olduğu grup Evre IIIA'dır. Uzun zamandır mediasten lenf bezleri tutulmuş olan hastalar, cerrahiye verilmeyip sadece ışın tedavisine gönderiliyordu.

Yalnız son zamanlarda, mediastenin karşı tarafında lenf bezi tutulumu olmayan küçük bir grup hastada, cerrahi tedavi mümkün olmuştur. Cerrahi öncesi veya sonrası kemoterapi ve ışın tedavisi verilmesinin, sonuçları olumlu etkilediğine dair çalışmalar mevcuttur. Özellikle son yıllarda, cerrahi öncesi kemoterapi verilmesi (neoadjuvant kemoterapi ) yönünde görüş birliği olmaya başlamıştır. Bu yöntemin katkısı kesin olarak gösterilmemiş olmakla beraber, yaygın olarak kullanılmaktadır.

Geçmişte evre IIIB hastalarda yalnızca ışın tedavisi öneriliyordu. Günümüzde kemoterapi ve ışın tedavisi birlikte uygulanmaktadır. Özellikle bu iki tedavinin, genel durumu bozuk olmayan ve vücut ağırlığının %5'inden fazlasını kaybetmeyen hastalarda eş zamanlı verilmesinin, sonuçlar üzerinde daha etkili olduğu gösterilmiştir. Hala hangi ilaçların, hangi dozlarda ve hangi sırayla verilmesi konusunda, bir kesinlik söz konusu değildir. Işın tedavisinin günde bir kereden fazla verilmesinin sonuçlara olumlu yansıdığına dair deliller mevcuttur.

Brakiterapi ışın tedavisinin nefes borusu yoluyla uygulanma şeklidir. Nefes borusunda tıkanmaya yol açan kanserlerde uygulanabilir. Yine benzer şekilde hava yolu devamlılığını sağlayabilmek için, bronkoskop aracılığıyla lazer tedavileri kullanılabilir.

EVRE IV KÜÇÜK HÜCRELİ OLMAYAN AKCİĞER KANSERİNİN TEDAVİSİ

Evre IV tedavisi kemoterapi ile yapılır. Tedaviye başlamadan önce iki unsur önemlidir. Birincisi; hastanın tedaviden beklentisinin belirlenmesi, bu tedavinin; ömrünü çok fazla uzatmaktan ziyade daha çok şikâyetlerini azaltmaya (palyatif tedavi) yönelik olduğunu anlamasını sağlamaktır. Hastaların çoğu kemoterapiyi kabul etmektedir ama yine de bu konuyu hekimleri ile konuşmalarında yarar vardır. İkincisi; hastanın genel durumunun kemoterapiye uygun olup olmadığının araştırılmasıdır. Bunu anlayabilmek için hekimler performans durumu değerlendirmesi yaparlar. Performans durumu 0 ve 1 olan hastalar, ciddi bir yan etki oluşmadan, kemoterapiyi oldukça iyi tolere edebilmektedirler.

Performans Durumu Değerlendirmesi
0 Herhangi bir yakınma yok, tüm ihtiyaçlarını kendisi karşılayabiliyor
1 Yakınmaları var ama ihtiyaçlarının çoğunu kendisi karşılayabiliyor
2 Yakınmaları belirgin, günün yarısını yatakta geçiriyor veya şekerlemeye ihtiyaç duyuyor
3 Yakınmaları belirgin, yarım günden fazlasını yatarak geçiriyor
4 Yatağa bağımlı

KÜÇÜK HÜCRELİ OLMAYAN AKCİĞER KANSERİNİN TEDAVİSİNDE KEMOTERAPİ

Genelde kemoterapi denildiğinde içinde ışın tedavisinin de olduğu bir tedavi düşünülür. Aslında kemoterapi birtakım ilaçların tedavi amaçlı verilmesi dışında bir anlam ifade etmez.

Platinum-içeren kemoterapi öncelikli tercih olmalıdır. Platinum-içeren ilaçların en tipik örnekleri carboplatin ve cisplatindir.ng Çoğunlukla ilaç bir iğne ya da serum yoluyla damardan verilir. Eskiden beri bu tedavinin kötü bir şöhreti vardır. 1980'li yıllardan önce kemoterapi ilk kullanılmaya başlandığında, hem yanıtlar iyi değildi hem de hastalar çok fazla yan etki ile uğraşmak zorunda kalıyorlardı. 1990'lı yıllarda bulantı ve kusmayı önleyici (antiemetikler) güçlü ilaçlar bulunduktan sonra bu tedavi çok daha kolay tolere edilebilir hale geldi. Ayrıca 1980'lerden sonra üretilen kanser ilaçları da çok daha etkili olduklarından, hastalardan elde edilen sonuçlar da yüz güldürücü olmaya başladı.

Yeni ilaçlar: 1990'ların ortalarından itibaren aşağıdaki kanser ilaçları, yaygın olarak etkin bir şekilde kullanılmaya başlandı: vinorelbine (Navelbine), docetaxel (Taxotere), paclitaxel (Taxol), ve gemcitabine (Gemzar).

Bu ilaçların kemoterapideki yerlerini alması ile tedavide önemli ilerlemeler kaydedildi. Bunlarla, hem yan etkiler daha fazla kontrol altına alındı hem de hasta sağkalım süreleri uzadı. Kullanılan ilaçların sadece bir tanesi ön plana çıkmazken, iki ilaçlı tedavinin tek ilaca üstün olduğu gösterildi. Buna karşın üç ilaçlı tedaviler iki ilaçlı tedavilere üstünlük sağlayamadı. Performansı çok iyi olmayan hastalarda bazı hekimler tek ilaçla tedavileri önerebilmektedirler.

Kombinasyon tedavisinin (kemoterapi) etkinliğinin hasta ve ailesi tarafından iyi anlaşılması çok önemlidir. Tedavinin etkinliğinden bahsedilirken, ortalama ya da medyan sağ kalım terimleri geçer. Eğer adı geçen tedavi, bu tedaviyi kullananların yarısından fazlasında yanıt sağlamış ve yaşam süresini uzatmış ise, o tedavinin etkili olduğunu kabul ederiz. Hekim olarak dikkate aldığımız bir diğer nokta da, tedavi başlandıktan sonraki 1 veya 2 yıl içerisinde kaç hastanın sağ kaldığıdır. Hastaya kemoterapi verilmez ise ya da verilen tedavi başarısız olursa, hastalar ortalama 6 ay yaşarlar ve ancak %10'u 1 yılı görür. Daha önce uyguladığımız kemoterapilerde aldığımız yanıtlar %25-30 ve ortalama yaşam süreleri 8-9 ayın altında iken bugün uyguladığımız ktlerle 1yıl sağ kalım oranları %25'lere, 2 yıl sağ kalım oranları da %5'lere çıkmıştır. Çalışmalar, yeni ilaçlarla eski ilaçların birlikte verilmesi durumunda, alınan yanıt oranlarının %50'lere çıktığını göstermektedir ve bu hastalarda ortalama sağ kalım 1 yıl civarındadır. Sonuçta; 1yıl sağ kalım oranları %50, 2 yıl sağ kalım oranları da %20 kadardır, çok küçük bir hasta grubu bu sürelerin üzerinde yaşayabilmektedir. Her ne kadar şu anda elde ettiğimiz tedavi sonuçları çok yüz güldürücü olmasa da önceki yıllarda elde ettiğimiz sonuçlarla kıyaslayacak olursak epey yol katedildiği görülmektedir.

KÜÇÜK HÜCRELİ AKCİĞER KANSERİ TEDAVİSİ

Küçük hücreli akciğer kanseri tanısı konulduğunda, radyografilerle izlenemese bile, çalışmalar hastalığın yayıldığını gösterdiğinden, bu grup kanserlerde tedavi olarak yalnız başına cerrahi uygulanmaz.

Sınırlı evre - hastalık sınırlı bile olsa kemoterapi uygulanır. Bazen hekim hastanın akciğerinde küçük bir tümörün dışında hiçbir şey bulamaz ise, kemoterapi başlamadan önce hastayı cerrahiye verebilir. En sık önerilen kombinasyon kemoterapisi iki ilaç verilerek yapılandır. Burada 6 kez cisplatin veya carboplatin, etoposide ile birlikte uygulanır. Kemoterapi ile birlikte ışın tedavisinin uygulanması tedavi etkisini artırır. Işın tedavisinin eklenmesi ile hastada ışının yaptığı akciğer hasarına bağlı nefes darlığı ve yemek borusu üzerinde yaptığı hasar ile de yutma güçlüğü ortaya çıkabilir. Tedavi ile tümör küçülebilir hatta kaybolabilir, bu durumdaki hastaya "remisyon"da denilir. Ne yazık ki bir süre sonra tümör tekrar büyümeye başlar. Bir yıl sağ kalım oranları %62 ile %66 arasındadır. İkinci yıl bu oran %30-37'ye, beşinci yıl %20'ye düşer. Yaygın evre - bu evrede de tedavi kemoterapidir. Tümörün küçülme şansı %70-85 civarındadır. Carboplatin veya cisplatin ile birlikte etoposide kullanılır. Bir yıl sağ kalım oranı %22 ile %48 arasındadır. İki yıl için %5-19'a, 5 yıl için %1-8'e düşer.

Tekrar eden hastalık - Hastaların çoğu kemoterapiye cevap verse de hastalığın tekrarlaması kaçınılmazdır. Hastalık geç tekrarladığında önceki tedavide kullanılan ilaçlardan yarar görülebilir. Erken tekrarladığında ilaçları değiştirmek önerilir.

Beyin metastazı - sık görülür. Eğer önlem alınmazsa hastaların yarısında beyin metastazı gelişir. Bu yüzden kemoterapiye cevap alınan hastalarda beyine koruyucu olarak ışın tedavisi verilmesi önerilir. Bu uygulamaya profilaktik kraniyal ışınlama tedavisi (PCI) adı verilir.

AKCİĞER KEMOTERAPİSİNDE KULLANILAN İLAÇLAR

Actinomycin-D
Cisplatin (Platinol)
Carboplatin (Paraplatin)
Capecitabine (Xeloda)
Cetuximab (Erbitux)
Cyclophosphamide
Darbepoetin alfa (Aranesp)
Daunorubicin
Docetaxel (Taxotere)
Doxorubicin (Adriamycin)
Epoetin alfa (Procrit, Epogen)
Erlotinib (Tarceva)
Etoposide (VePesid)
Exisulind (Aptosyn)
Fluorouracil (5-FU)
G-CSF (granulocyte-colony stimulating
factor; Neupogen)
GM-CSF (granulocyte-macrophage
colony-stimulating factor;
Leukine)
Gefitinib (Iressa)
Gemcitabine (Gemzar)
Ifosfamide
Irinotecan (CPT-11, Camptosar)
Methotrexate
Oprelvekin (Neumega)
Oxaliplatin (Eloxatin)
Paclitaxel (Taxol)
Pemetrexed (Alimta)
Temozolomide (Temodar)
Thalidomide (Thalomid)
Topotecan (Hycamtin)
Vinorelbine (Navelbine)
Vincristine

TEDAVİNİN YAN ETKİLERİ

Kemoterapi, her ne kadar kanser hücrelerini öldürmeye yönelik olsa da normal hücrelere de zarar verir. En çok zarar gören normal hücreler, hızla bölünen hücreler olup, bunlar; kemik iliği ve kan hücreleri, saçı besleyen hücreler, üreme sistemi ve mide-barsak sistemine ait hücrelerdir. Bu hücrelerin zarar görmesi sonucu, bir çok belirti ortaya çıkar. Bu yan etkiler, kullanılan ilaçlara, dozlarına, ilacın veriliş şekline ve bireyin kendi özelliklerine bağlı olarak değişir. Bazı yan etkiler kolaylıkla tedavi edilebilirken bazıları özel dikkat isterler.

Kemik iliğinin baskılanması - kemik iliği bazı kemiklerin içerisinde bulunan ve beyaz kan hücreleri (Lökosit), kırmızı kan hücreleri (Eritrosit) ve trombositleri üreten bölümdür. Bu üretimin zarar görmesine kemik iliğinin baskılanması adı verilir. Kemoterapinin en sık izlenen yan etkisidir. Burada üretilen hücreler hızla büyüdüklerinden kemoterapiden çok fazla etkilenirler. Kemik iliği tekrar eski üretkenliğini kazanana kadar, yukarıda adı geçen hücreler sayıca çok azalırlar. Bu hücrelerin kemoterapi süresince düzenli olarak kontrol edilmeleri gerekir ve bunun için yapılan kan testine, "tam kan sayımı" (CBC) denir.

Bu kan hücrelerindeki düşüş kemoterapiden hemen sonra ortaya çıkmaz çünkü kanda mevcut bulunan hücreler hızlı bölünmediklerinden fazla zarar görmezler. Bunun yerine kemik iliğinde yeni gelişen hücrelerin tamamlanması engellenir, bu nedenle kan hücrelerinin sayıca düşmesi, kullanılan ilaçlar ve dozlarına bağlı olarak biraz zaman alır. Her kan hücresinin, farklı görevleri ve yaşam süreleri vardır: Beyaz kan hücreleri, mikrobik hastalıklarla savaşa yardım eder ve ortalama 6-saat yaşarlar. Trombositler, zarar gören damarlarda pıhtılaşmayı sağlarlar ve kanamayı durdururlar, ortalama 10 gün ömürleri vardır.

Kırmızı kan hücreleri, tüm hücrelerin oksijen almasını sağlarlar, bu şekilde hücrelerin beslenmesi sağlanır ve ortalama 120 gün yaşarlar. Beyaz kan hücreleri ve trombositler en düşük sayılarına kemoterapiden sonra 7-14 gün içerisinde ulaşırlar.

Kırmızı kan hücreleri daha uzun ömürlü olduklarından onların alt seviyelere düşmesi haftalar alır. Düşük beyaz kan hücresi sayımı: Kanda normalde mililitrede 4,000 ile 10,000 arasında bulunurlar. Normal sınırların altına düşmesine lökopeni denilir. Özellikle bu grup hücrelerden nötrofil adı verilenler esas iltihapla savaşan hücrelerdir, bu hücrelerin normal sayısının altına düşmesine nötropeni adı verilir. Normalde nötrofil sayısı mililitrede 2,500 ila 6,000 arasındadır. Bu sayının 500'ün altına inmesi şiddetli nötropeni olarak kabul edilir, bu durumda iltihap gelişme riski önemli oranda artar. İltihabın ilk belirtisi ateş yükselmesi olabilir. Eğer ateşiniz 38C'nin üzerine çıkmış, titreme veya başka iltihap belirtileri varsa mutlaka doktorunuzla görüşmelisinizdir. Bu belirtiler arasında; boğaz ağrısı, yeni başlayan öksürük, nefes darlığı, burun tıkanıklığı, idrar yaparken yanma, çıban benzeri kızarıklık, şişme ve ısı artışı gibi sayılabilir. İltihap riskinin artması nedeniyle nötropeni durumlarında kemoterapi uygulaması geciktirilebilir. Bazen doktorunuz, bu hücrelerin çok düşmesini engellemek için bir çeşit ilaçlar (koloni-uyarıcı büyüme faktörü) reçete edebilir. Bunlar kemik iliğini uyararak gerekli kan hücrelerinin yapılmalarını sağlarlar. Normalde vücutta bulunan faktörler, kemoterapi sırasında ihtiyacı karşılayacak kadar kan hücresi üretimini uyaramazlar, bu yüzden dışarıdan ilaç şekilde destek gerekebilir. Beyaz kan hücrelerinin yapımını uyaran iki farklı büyüme faktörü ilacı mevcuttur, bunlar; granülosit-makrofaj kolonilerini uyarıcı büyüme faktörü (GMCSF) ve granülosit kolonisini uyarıcı büyüme faktörü (G-CSF). Bu ilaçlar genellikle günlük kullanılırlar, kemoterapi alındıktan sonraki gün başlanır ve 2 haftaya kadar verilebilirler. Yeni çıkan uzun etkili G-CSF türlerinin, her kemoterapi döneminde bir kez uygulanması yeterlidir. Bu ilaçlar kemik iliğinin hızla toparlanmasını sağlayarak, mikroplarla mücadele gücünüzü artırırlar. Bunlar damar yolundan ya da cilt altına enjeksiyon şeklinde kullanılırlar.

Düşük kırmızı kan hücresi sayımı: yeterince kırmızı kürenin olmaması durumuna kansızlık (anemi) denir. Yorgunluğa, baş dönmesine, baş ağrısına, sinirliliğe, nefes darlığına, çarpıntı ve nefes nefese kalmaya neden olabilir.

Doktorlar yeterince kırmızı kan hücresi olup olmadığını iki şekilde kontrol ederler; Kırmızı kan hücresinde oksijeni taşıyan kısma hemoglobin adı verilir. Yeterince kırmızı kan hücresi yoksa kan hemoglobin miktarı normal değerlerin altına düşer (normalde hemoglobin kadınlarda 12 ila 16 gram/dl, erkeklerde 14 ila 18 gram/dl'dir).

Diğer bir ölçüm hematokrit'tir. Bu ölçüm kırmızı kan hücresinin kan hacmine oranını verir. Normalde %37-52 arasında olması beklenir. Erkeklerde kadınlara oranla bu oran biraz daha yüksektir. Kemoterapiye bağlı kansızlık genellikle geçicidir, ama tümörün kanaması ya da cerrahi nedeniyle kan kaybı olması durumunda daha da ağırlaşabilir. Kemik iliği kendisini toparlayana kadar, bu hastalara kan nakli yapılabilir. Yalnız kan naklinin de kendine özgü sakıncaları olduğundan ağır kansızlığı olanlara verilmelidir. Kemoterapinin oluşturduğu kansızlıkla mücadele etmenin bir diğer yolu da, bu hastalara kemik iliğinden kırmızı kan hücresi üretimini artırıcı özelliği olan ilaçların (eritropoetik ilaçlar) verilmesidir. Bu şekilde hem kansızlığa bağlı belirtiler düzeltilir hem de kan nakli gereksinimi azalır. Bu ilaçlardan epoetin alfa, hemoglobin miktarı 12gr/dl olana kadar cilt altı enjeksiyon şeklinde haftada ya da iki haftada bir uygulanırlar. Daha uzun etkili şekli olan darbepoetin alfa ise her 2-3 haftada bir uygulanabilir.

Düşük trombosit sayımı: Normal sayıları,mililitrede 150,000 ila 450,000 arasındadır. Sayıca düşmesine trombositopeni denir. Düştüğü hallerde;

•Vücudunuzda kolaylıkla oluşan morarmalar,
•Ufak kesiklerden sonra eskisine oranla kanamanın uzamış olması,
•Diş ya da burun kanamaları,
•Ciltte geniş morluklar veya toplu iğne başı büyüklüğünde mor noktalar,
•Ciddi iç kanamalar, (eğer sayı çok düşmüş ise).
Trombosit sayısındaki düşmeler her ne kadar geçici olsa da, büyük kanamalara yol açarak, çok ciddi sorunlara neden olabilirler. Bazen trombositlerin azalmış olması yapılacak cerrahi girişimleri geciktirebilir. Çünkü bu tür girişimlerde kanama kontrolü sağlanması şarttır.

Eğer sayı 10,000'in altına düşerse, kanamaları önlemek için hastaya trombosit nakli yapılır. Nakledilen trombositler ancak birkaç gün yaşadığından çok fazla nakil yapılması gerekebilir. Bazen fazla nakil yapılan hastalarda trombositlere karşı bir çeşit alerjik reaksiyon gelişebilir. Trombosit düşmelerini engellemek amacıyla oprelvekin isimli büyüme faktörleri ilaç olarak verilebilirler.

Saç dökülmesi - Kemoterapi saçı besleyen hücrelere zarar verebilir. Bu durumda saçlarda kırılmalar ve dökülmeler izlenir. Genellikle kullanılan ilaca ve dozlarına bağlı olarak dökülme miktarları değişebilir. Eğer dökülecekse tedavi başladıktan 2-3 hafta sonra ortaya çıkar. Bu dökülme kesinlikle geçicidir. Saçlar tekrar yerine geldiğinde renginde veya şeklinde değişiklikler izlenebilir. Tedavinin sonuna doğru ya da tedavi bittikten hemen sonra saçlar çıkmaya başlar. Saç dökülmeleri kişiden kişiye de büyük farklılıklar gösterebilir. Vücudun diğer bölgelerindeki dökülmeler (kaşlar, kirpikler gibi) saçların dökülmesine oranla daha seyrektir, çünkü buradaki hücrelerin büyümeleri saça oranla daha yavaştır. Saç dökülmesi her ne kadar hayati tehlike arz etmese de, depresyona, güvensizliğe ya da üzüntüye neden olabilir.

İştah ve kilo kaybı - kemoterapi ilaçlarının çoğu iştah kaybına neden olabilir. Şiddetli iştahsızlık çok ciddi kilo kaybı ile sonuçlanabilir. Bu yüzden iştahsızlık ve kilo kaybı yakından takip edilmelidir. Düzgün beslenme vücudun güçlenmesini sağlayarak, hastalıkla ve tedavinin yan etkileriyle iyi mücadele etmesine neden olur. İştah kaybı genellikle geçicidir, kemoterapi bitince iştahın tekrar yerine gelmesi haftalar alabilir.

Tat değişiklikleri - kanser tedavisi ya da kanserin kendisi bazı yiyeceklerin tatlarının değişik alınmasına neden olabilir. Tatlı gıdalara karşı isteğiniz artabilir ya da tam tersine bunları görmek bile istemezsiniz, baharatlı yiyeceklere, et'e, domates ve domatesli gıdalara karşı iştahsızlık duyabilirsiniz. Ağzınızda metalik bir tat veya ilaç tadı duyulabilir. Tat değişiklikleri de iştahsızlığın ve kötü beslenmenin artmasına neden olabilirler. Tat ve koku almadaki değişiklikler, tüm kemoterapi boyunca hatta daha uzun süreler devam edebilirler. Çoğunlukla kemoterapi sonrası haftalar içinde düzelmesi beklenir.

Stomatit ve Özefajit - Stomatit, kemoterapi sonucu oluşan ağız içi iltihabı ve ağrılarını tanımlar. Benzer zedelenmeler boğaz ve yemek borusunda da görülebilir, bunlara da farenjit ve özefajit adı verilir. Yine benzer şekilde ağız, boğaz ve yemek borusunu döşeyen bölümün zedelenerek iltihaplanması durumunda mukozit'den bahsedilir. Öncelikle ağız içi kurur ve soluklaşır. Daha sonra ağız, damak ve boğaz iltihaplanarak kızarır ve ağrı ortaya çıkar. Dilin üzeri adeta kaplanır ve şişer, yutma ve yeme, konuşma güçleşir. Stomatit, farenjit, ve özofajit kanamalı, ağrılı yaralara ve iltihaba yol açarlar. Ağız, boğaz ve yemek borusu ağrıları genellikle geçicidirler ve kemoterapi aldıktan 5-14 gün sonra ortaya çıkarlar. Kemoterapi bittikten sonra tamamen iyileşirler.

Bulantı ve Kusma - kemoterapi ilaçları değişik nedenlerle bulantı ve kusmaya neden olurlar, örneğin mide ve oniki parmak bağırsağının içyüzünü döşeyen bölümü tahriş edebilirler. Bulantıya, terleme, baş dönmesi, halsizlik eşlik edebilir. Sonuçta öğürme ve kusma ortaya çıkabilir. Kusma kontrolü beyindeki bir merkez tarafından sağlanır. Kemoterapi sonrası dakikalar ya da saatler içerisinde kusma görülebilir, buna akut kusma denir, bazen gecikmiş olarak kusma izlenebilir ve günlerce sürebilir. Bazen önceden yaşanmış tecrübeler, benzer durumlarda bulantı ve kusmaya neden olabilir. Hem bulantıyı hem de kusmayı önleyen yeni birçok ilaç mevcuttur. Bunların dışında birçok geleneksel yöntemde bulantı ve kusmayla baş etmede yararlı olabilir.

Kabızlık - eğer kabızlık sıkıntısı çekiyorsanız, yanı sıra karında şişkinlik, gaz çıkarma, kramp ve ağrı hatta basur yakınmalarınız da olabilir. Hastaların yarısında bu yakınmalara rastlanır, her 4 hastadan 3'ünde de hastalık ilerlemiştir. Bazı kemoterapi ilaçları kabızlık yapabildiği gibi, ağrı için verilen uyuşturucular da kabızlığa neden olurlar. Bunların dışında hareketliliğin azalması, kötü beslenme, sıvıyı az almak ve susuz kalmak, yatağa bağımlı olmak ve depresyon bu soruna neden olabilirler.

İshal - günde birden fazla sulu ve gevşek dışkı yapma söz konusudur. Gaz, kramp ve şişkinlik eşlik edebilir. Kemoterapi sindirim kanalını döşeyen hücrelere zarar verdiğinden bu tedaviyi alan her 4 hastadan 3'ünde ishal görülür. Bazı kemoterapi ilaçlarının kendileri de ishale neden olabilirler. Kemoterapi ile birlikte ışın tedavisi almak, tedavinin uzaması ve yüksek dozlarda olması ishal olma olasılığını artırır. Çok nadirde olsa kanser mideye sıçramış olabilir. İshal eğer susuzluğa, beslenme bozukluğuna ve kanda bozukluklara neden olursa, ölümcül olabilir. Bu yüzden ishal olunduğunda mutlaka doktora haber verilmelidir. İshalin sıklığı, miktarı ve görüntüsü de mutlaka bildirilmelidir. Bazen bu durumlarda doktorunuz Lomotil ve Lopermid gibi ilaçlar reçete edebilirler.

Yorgunluk - sık rastlanan bir yan etkidir. Halsizlik, güçsüzlük, unutkanlık, konsantrasyon bozukluğu, fiziksel ve zihinsel tembellik yaşayabilirsiniz. Burada yaşanan yorgunluk günlük hayatta herkesin yaşadığı yorgunluktan farklı bir yorgunluktur. Dinlenmekle, uyumakla düzelmez ve çok uzun sürerek hayatınızı ciddi bir şekilde etkileyebilir.

Kalp hasarı - bazı kemoterapi ilaçları kalbe zarar verebilir. Eğer göğse ışın tedavisi de veriliyorsa, önceden kalp rahatsızlığınız varsa, kan basıncınız yüksek ve kontrol edilemiyorsa, sigara içiyorsanız kalbinizin kemoterapi ilaçlarından zarar görme riski daha da artabilir. Kalp atımlarında düzensizlik hissedilebilir. Bunun dışında; el ve ayaklarda şişme, baş dönmesi, nefes darlığı ve kuru öksürük ortaya çıkabilir. İlaçlara başlanmadan önce mutlaka kalbin durumunun çok iyi değerlendirilmesi gerekir. Kemoterapi sırasında da EKG, EKO gibi tetkiklerle kalbin değerlendirilmesine devam edilmelidir. Eğer bir problem izlenecek olursa, daha fazla zarar vermemek için kemoterapi ilaçları sonlandırılmalıdır. Kalp atımlarınızda bozulma hissettiğinizde, bacaklarda şişme olduğunda mutlaka doktorunuzla görüşmelisinizdir.

Sinir sistemi belirtileri - bazı kemoterapi ilaçları doğrudan ya da dolaylı olarak sinirlere zarar verebilirler. Bu zararlar hemen kemoterapi sonrası ya da yıllarca sonra ortaya çıkabilir. Eğer baştaki duyu sinirleri zarar görecek olursa, çift görme veya görmede bulanıklık, kokulara karşı artmış hassasiyet, işitme kaybı, kulaklarda çınlama ve ağız kuruması gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Gövde, kol ve bacaklardaki sinirler zarar görecek olduğunda; el ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma ve duyuda azalma gibi yakınmalar olabilir. Bu durum günlük hayatı etkileyebilir, hastalar kavanoz ya da diş macunu açmakta zorluk çekebilirler. Bu tür sinirlere en fazla zarar verebilecek ilaçlar oxaliplatin, paclitaxel, vinorelbine ve thalidomide'dir. Dozların azaltılması ya da ilaçların kesilmesi yakınmaların azalmasına ya da kaybolmasına neden olur. Bazen oluşan hasarlar kalıcı olabilir.

Zihinsel değişiklikler - kemoterapi beyin faaliyetini de etkileyebilmektedir. Özellikle yüksek dozlarda ilaç kullanan küçük bir grup hastada yıllar sonra bile bu etkiler görülebilmektedir. Bu etkilenen fonksiyonlar arasında; konsantrasyon, hafıza, anlama ve mantık sayılabilir.

Akciğer hasarı - bazı kemoterapi ilaçları akciğerler üzerinde olumsuz etkiler yapabilirler. Özellikle ışın tedavisi de alıyorlarsa çok dikkatli olunması gerekebilir. Yine yaş da önemli bir etkendir. Yetmiş yaşın üzerindeki hastalarda akciğer sorunları daha da belirgin olmaktadır. Hastalarda nefes darlığı, kuru öksürük ve ateş ortaya çıkabilir. Eğer yeterince erken ilaç kesilirse oluşan hasar düzeltilebilir. Erken dönem belirtileri akciğer grafilerinde henüz ortaya çıkmayacağı için, doktorunuz akciğerlerinizi solunum fonksiyon testleri ve arteryel kan gazlarını ölçümü ile değerlendirir.

Karaciğer hasarı - karaciğer tüm kemoterapi ilaçlarını işlediği için bu ilaçlardan zarar görebilir. Özellikle yüksek doz cisplatin kullanımı önemlidir. Çoğunlukla oluşan zarar geçicidir. İlaç kesildikten sonra haftalar içerisinde karaciğer eski normal haline döner. Karaciğer zarar gördüğünde; sarılık, yorgunluk, karnın sağ üst kısmında ağrı gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Muhtemel karaciğer hasarını göstermek için kan testleri yapılmalıdır. Yaşlı hastalar ve daha önceden hepatit geçirenlerde risk daha fazladır.

Böbrek ve idrar yolları hasarı - kemoterapi ilaçlarının çoğu karaciğerde parçalandıktan sonra böbrekler yolu ile atılır. Bu parçalanan ilaçlar, böbreklere, idrar yolları ve mesaneye zarar verebilirler. Akciğer kanseri kemoterapisinde kullanılan cisplatin, ifosfamide böbreklere zararı olan ilaçlardır. Özellikle önceden böbrek rahatsızlığı olan hastalarda kemoterapi ciddi yan etkilere neden olabilir. Muhtemel böbrek hastalığını gösteren belirtiler arasında; bel ağrısı, yorgunluk, bulantı ve kusma, baş ağrısı, bacaklarda ve gözlerde şişme, idrar miktarında ve renginde değişiklikler sayılabilir. Kemoterapi alacak hastalarda böbrek fonksiyon testleri mutlaka dikkatle takip edilmelidir.

Kemoterapinin uzun etkili yan etkileri - bazı yan etkiler kemoterapi tamamlandıktan sonra dahi devam edebilir. Bu etkiler giderek ilerler ya da başka yan etkilerin gelişmesine yol açar. Uzun süreli yan etkiler alınan ilaca ya da beraberinde ışın tedavisi gibi başka bir tedavinin verilip verilmediğine bağlı olarak gelişebilir. Bu yüzden kemoterapisi tamamlanan tüm hastalarda takip ihmal edilmemelidir.

Kalıcı organ hasarı: bazı kemoterapi ilaçları kalıcı hasarlara yol açabilir. Eğer bu hasar tedavi sırasında fark edilirse ilaç mutlaka kesilmelidir. İlacın kesilmesine rağmen yan etkiler devam edebilir. Bazı organ veya sistemlerde (üreme sistemi gibi) oluşan hasarlar ancak kemoterapi tamamlandıktan sonra fark edilir.

Sinirlerde hasar: daha önceden de belirttiğimiz gibi, tedavi tamamlandıktan aylar ya da yıllar sonra sinir sisteminde kalıcı hasarlar izlenebilir.

Başka kanser gelişimi: akciğer kanserlerinde nadirdir.

Üreme sistemi ve cinsellik

Üremeyle ya da cinsellikle ilgili problemler, tedavi aldığınız yaşa veya kullanılan ilaçlar, dozları ve kullanılma sürelerine bağlı olarak izlenebilir.

Erkeklerin karşılaşabileceği cinsellikle ilgili sorunlar:
•Bir kısım erkek de iktidarsızlık görülebilir,
•Kemoterapiden hemen sonra sertleşmede ve cinsel arzuda azalma izlenebilir, bir-iki hafta içerisinde düzelir. Cisplatin veya vincristine ile oluşan bozulmalar nadiren kalıcı sorunlara neden olabilir.
•Kemoterapi testosteron yapımının yavaşlamasına neden olarak cinsel arzuyu ve sertleşmeyi engelleyebilir. Yine, kemoterapi sırasında bazı bulantı önleyici ilaçların kullanılması da erkeklerin hormon dengelerini bozarak sorunlara neden olabilir, kemoterapi tamamlandıktan sonra bu sıkıntılar ortadan kalkar.
•Bazı kemoterapi ilaçları sperm oluşumunu etkileyebilir. Bu etkilerin bazıları kalıcı olabilir. Bazıları, çok zehirli olup sakat bebek doğumlarına neden olabilirler. Cinsel açıdan aktif olan erkeklerin kemoterapi süresince doğum kontrolüne dikkat etmeleri gerekir. Hatta çocuk sahibi olmayı planlıyorlarsa, kemoterapi başlamadan önce spermlerini dondurmaları önerilebilir.
Kadınların karşılaşabileceği cinsellikle ilgili sorunlar:
•Birçok kemoterapi ilacı kadınların yumurtalıklarına zarar verebilir. Buradan hormon salgılanmasını engelleyerek, adetten erken kesilmelere, cinsel arzuda azalmalara neden olurlar.
•Her ne kadar adet düzensizliklerine neden olsa da kemoterapi sırasında kadınların hamile kalmaları mümkün olabilir. Eğer çocuk istemiyorlarsa mutlaka doğum kontrolü uygulamalıdırlar.
•Erken adetten kesilmenin belirtileri, sıcak basmaları, vajinada kuruma, ilişki sırasında güçlük, düzensiz adet kanamaları ya da kanamanın kesilmesi şeklindedir. Vajina iç yüzeyi inceldiğinden, ilişki sonrası hafif kanamalar görülebilir.
•Bazı kemoterapi ilaçları tüm organ iç yüzlerini huzursuz edebilir. Buna vajina da dahildir, sonuçta burada kuruma ve iltihap gelişebilir.
•Özellikle kemoterapi sırasında kortizon ya da iltihap için kuvvetli antibiyotik kullanan kadınlarda, vajinada iltihaplanmalara sık rastlanır. Çoğunlukla naylon iç çamaşırı kullanan kadınlarda vajinada mantar iltihaplarına rastlanabilir. Bunun önüne geçmek için pamuklu iç çamaşırları giyilmesi önerilir ve şikayetleri azaltmak için doktorunuz bir takım krem ve fitiller reçete edebilir.
•Cinsel organlarında uçuk gibi rahatsızlıkları bulunan erkek ve kadınlarda, kemoterapi sırasında bağışıklık sisteminin zayıflaması nedeniyle bu rahatsızlıklarında alevlenmeler olabilir. Bu konularda doktorların çok dikkatli olmaları gerekir.

AĞRI TEDAVİSİ

Akciğer kanserinin, vücudun diğer yerlerine sıçraması sonucu (metastaz) farklı belirtiler ortaya çıkabilir. Göğüs duvarında kasları, sinirleri veya kaburgaları tutması ya da daha uzaktaki kemiklere gitmesiyle, kemik ağrıları izlenebilir. Bu şekilde oluşan ağrılar uyuşturucularla etkili bir şekilde tedavi edilebilirler. Bazen uyuşturucu olmayan ağrı kesiciler de (romatizma ilaçları; ibuprofen veya kas gevşeticiler; diazem ya da kortizon gibi ilaçlar) bu hastalarda kullanılabilirler.

İki türlü uyuşturucu kullanılabilir; kısa ve uzun etkili olanlar. Genelde kanser ağrıları bu iki grup ilacın birlikte kullanılmasıyla tedavi edilirler. Uzun etkili olanlar her 3 günde bir cildinize yapıştırılırlar (duragesic gibi). Bu şekilde ilacın kandaki düzeyleri uzun süre istenilen miktarlarda kalarak ağrıyı giderir.

Fakat bu ilaçlarla bile ağrının tamamen giderilemediği durumlar ortaya çıkabilir. Bu durumlarda kısa etkili olanlar kullanılırlar. Etkileri çok uzun sürmemekle birlikte hemen ortaya çıkar ve hastanın rahatlamasını sağlar. Bu ilaçlar genellikle her 3-6 saatte bir 1-2 adet alınırlar. Bunlara örnek kodein (Neokodin, Fenokodin), morfin (MST, M-Eslon, Vendal retard) sayılabilir.

Bazen hastalar alışkanlık yapabileceği için bu uyuşturucuları almaya tereddüt ederler. Gerçekte bu şekilde bir alışkanlık gelişmesi söz konusu değildir. Hatta hastaların tedavisi mümkün olduğunda, hiçbir yoksunluk krizi gelişmeden bu uyuşturucular kesilebilmektedir.

Bazen de ağrı kesici bir süre sonra yetersiz kalabilir endişesiyle, hastalar ilaçlarını almamaya çalışırlar, bu da doğru değildir, ağrıları oldukça ağrı kesicilerini almakta tereddüt etmemelidirler, bir süre sonra ihtiyaç duydukları doz artsa bile, bu dozlara çıkılarak ağrıları kontrol altına alınabilir. Kontrol edilemeyecek kanser ağrısı çok nadir ortaya çıkar.

Bazı hastalar da yan etkilerinden çekindikleri için bu ilaçları kullanmak istemeyebilirler. Aslında en sık izlenen yan etkileri kabızlık olup, bu rahatsızlıkta mülayimleştiricilerle kolaylıkla düzeltilebilir. Nadiren diğer yan etkiler ortaya çıkabilir (psikiyatrik etkiler gibi) ama bunlar sıklığı çok az olduğundan, bu tür korkularla ağrı içinde yaşamak doğru değildir.

Diğer Organ Metastazlarının Tedavisi

Beyine metastaz olduğunda; baş ağrısı, sara nöbetleri, ruhsal bozukluklar, baş dönmesi, kol ve bacaklarda hissizlik ve kuvvet kaybı gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Genellikle beyin metastazları ışın tedavisi ile etkili bir şekilde tedavi edilirler. Bu etkilerin çoğu tümör etrafındaki dokunun şişmesiyle ortaya çıktığından, bu hastalara şişliği gidermek için birkaç hafta süreyle ayrıca kortizon (dekzametazon) verilir. Yalnız kortizon midede yaraya neden olabileceğinden yanı sıra anti asit (Omeprol gibi) verilmelidir.

Karaciğere metastaz olduğunda bulantı, kusma, sarılık, iştahsızlık ve karın ağrısı gelişebilir. Bunların dışında, akciğer kanseri, halsizlik, güçsüzlük, iştahsızlıkla birlikte kilo kaybı, ateş gibi genel belirtiler de verebilir. Kanserin tedavi edilebilmesi durumunda bu belirtiler ortadan kaybolabilirler. Bulantı ve iştahsızlık için; bulantı giderici haplar (Metpamid gibi), iştah artırıcılar (kortizon ve Megace gibi) ya da az az sık sık yemeleri önerilebilir. Kortizon yorgunluk ve halsizlik gibi belirtilere de iyi gelebilir.

HASTALIK BELİRTİLERİ

AĞRI
BULANTI VE KUSMA
GAZ VE HAZIMSIZLIK
İSHAL ( DİARE )
KABIZLIK ( KONSTİPASYON )
ATEŞ
ÖKSÜRÜK
KAŞINTI
UYKUSUZLUK
HASTALIKLAR
Enfeksiyon Hastalıkları
Kalp ve Damar Hastalıkları
Solunum Sistemi Hastalıkları
Kan Hastalıkları
Sindirim Sistemi Hastalıkları
Metabolizma Hastalıkları
Endokrin Sistem Hastalıkları
Böbrek ve Üroloji Hastalıkları
Cinsel Hastalıklar
Alerjik Hastalıklar
Deri (Cilt ) Hastalıkları
Sinir Sistemi Hastalıkları
Kas -İskelet Sistemi Hastalıkları
Kadın ve Doğum Hastalıkları
Cerrahi Hastalıklar
Çocuk Hastalıkları
Kulak-Burun-Boğaz Hastalıkları
Göz Hastalıkları
Psikiyatrik Hastalıklar
Zehirlenmeler ve Zehirli ısırıklar
Ağız ve Diş Hastalıkları
Özel Konular

KANSERLER HAKKINDA

Kanser nedir,Kanserin belirtileri
Kanser çeşitleri nelerdir?
Kanser tedavi yöntemleri
Ozon tedavisi ve kanser
UVBI tedavisi ve kanser
DMSO tedavisi ve kanser
Bitkiler ve kanser tedavisi
C Vitamini ve kanser tedavisi
Beslenme ve kanser tedavisi
Kanser tedavisi ve yeni umutlar
Ana Sayfa Hakkımızda Vaka Sunumları Vaka Resimleri Yazılı Basından Görsel Basından Resim Galerisi Randevu ve İletişim
UYARI:Bu sitede anlatılan konular tamamen bilgilendirme amaçlıdır.Teşhis ve tedavi amacı taşımaz.Bu sitedeki bilgiler hastaların tanı ve tedavisi amacı ile kullanılamaz.Bu site içeriğinin bu amaçla kullanımından doğacak tüm sorumluluk ziyaretçiye ve kullanıcıya aittir.Her hangi bir rahatsızlığınız var ise doktorunuza müracaat ediniz. Bu siteyi ziyaret eden kişiler bu uyarıları kabul etmiş sayılırlar